- Giriş
- İçindekiler
- 1.BÖLÜM Dünyada Kurumsal Yönetim
- 2.BÖLÜM Kurumsal Yönetimi Tetikleyen Unsurlar
- 3.BÖLÜM Yönetim Kurulu
- 4.BÖLÜM Finansal Raporlamada Şeffaflık ve Açıklık
- 5.BÖLÜM Hissedar Hakları, Kurumsal Yatırımcılar ve Küresel Finansal Piyasalar
- 6.BÖLÜM Kurumsal Sorumluluk
- 7.BÖLÜM Kurumsallaşmadan Kurumsal Yönetime Doğru Türkiye
- 8.BÖLÜM Kurumsal Yönetimde Gelecekteki Fırsatlar
- Sözlük
- Kaynakça
- Ekler
- SPK
Kurumsal Yönetim İlkeleri
- SPK Kurumsal Yönetim Uyum Raporu
- İMKB Kurumsal Yönetim Endeksi Temel Kuralları
20. Yüzyılda şirketler dünyanın en güçlü kuruluşları haline
gelmiştir. Faaliyetleri ve nasıl iş yaptıkları dikkatle izlenir
olmuştur. Son yıllarda, dünyanın her tarafında ard arda meydana gelen,
Enron, WorldCom (ABD), Parmalat (İtalya), Ahold (Hollanda) ve
Yanguangxia (Çin) batan bankalar (Türkiye) gibi şirket skandalları,
“kurumsal yönetim” kavramını gerek iş dünyasının gerekse devletlerin
gündemine oturtmuştur.
Son gelişmeler göstermiştir ki, herkes için uygun “tek tip” bir
kurumsal yönetim modeli bulunmamaktadır. Ancak, küreselleşme, borsaların
uygulamaya koyduğu kurallar, satın alma ve devralmalar ve şirket
değerlemeleri kurumsal yönetimde büyük ölçüde yakınsama sağlamaktadır.
Aile Şirketlerinde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde kurumsallaşma:
kurumsal yönetime geçiş Girişimcilik, şüphesiz iş dünyasında en önemli
unsurdur. Halka açık olmayan küçük ve orta ölçekli işletmeler, Türkiye
dahil bir çok ülkede ekonominin temel direğini oluşturur.
Aile şirketleri de çok ortaklı şirketler veya KİT’ler gibi rekabet
ortamında mücadele ederler ve stratejiler geliştirirler. Bu nedenle
bir aile şirketi olmak, o şirketin bir takım değerler ve ilkelerle
çerçevesinde, tutarlı bir şekilde yönetilmesine bir engel teşkil etmez.
Ayrıca, çok parlak girişimcilerin kimi zaman yönetim becerileri
olmayabilir.
Sürdürülebilirliği sağlamak için aile şirketleri de kendilerine; •
Büyümeye hazırlar mı? • Nasıl bir büyüme stratejisi izleyecekler? •
Büyümeyi nasıl finanse edecekler? • Halka açılma yolunu seçerlerse,
nasıl bir denge öngörecekler? • Büyürken, arkadan gelen aile fertlerinin
istihdamı konusunda nasıl bir yol izleyecekler gibi soruları sormak
zorundadırlar.
Uluslararası istatistiklere göre aile şirketlerinin üçüncü kuşaktan
sonra ayakta kalma şansı %13’dür. Bu oran ülkemizde %5’dir. Kısacası
halka açık olsun veya olmasın kurumsallaşma ve kurumsal yönetim aile
şirketleri için büyük önem arz etmektedir.
Türkiye’de, bulunan toplam 1milyon 250 bin adet şirket açısından
konunun son derece önemli olduğunu düşünen ICC Türkiye Milli Komitesi,
2004 yılında, ICC Finansal Hizmetler ve Sigortacılık Komisyon Başkan
Yardımcısı Güler Manisalı Darman tarafından yazılan ve ICC Paris
merkezinde basılan, “Corporate Governance Worldwide” adlı kitabı,
ülkemizdeki şirket kültürü ve mevzuatı da içerecek şekilde yeniden ele
almıştır. Küresel Ekonomilerde Kurumsal Yönetim Anlayışı ve Türkiye
kitabı Ekim 2008’den itibaren satışa sunulmuştur.
Güler Manisali Darman
Kitaptan bir bölüm
Adı hep konuşulan ama çoğu zaman lafta kalan bir süreci Türkiye
olarak maalesef tamamlayamadık.
Bu sürecin kısa adı kurumsallaşma.
Aslında bir anlamda belki hiç bitmeyecek bir maraton kurumsallaşma.
Ve
bu maratonda koşmaya başlamak yetmiyor.
Önemli olan bu uzun soluklu
maratonda koşuyu bitirmek.
Ama biz maalesef bırakın koşuyu bitirmeyi,
koşuya dahi başlamadık henüz.
Peki, niye önemli bu kavram bizim için?
Ne
işimize yarayacak, bizi alıp nereye götürecek derseniz hemen bakalım
isterseniz o zaman.
Kurumsallaşma kavramı şirketlerde yönetim, hizmet ve
üretim kalitesini artıran, şirketleri şeffaflaştıran, rekabet gücünü
artırıp direnç sağlayan bir unsur.
Ve olmazsa olmaz bir durum aslında.
İçinde bilinmezliği azaltan, şirketlerin kendine olan güvenini artıran
ve nitekim önemli bir motivasyon aracı.
Bundan yıllar önce yönetim
danışmanlığı şirketleri, özellikle de aile şirketleri için çok acımasız
bir teoriyle çıktılar karşımıza hep.
"Aile şirketleri uzun vadeli
yaşayamaz, ölüme mahkumdur…" diye.
Sebebi ise aile şirketlerinin
profesyonel bir anlayışla yönetilemeyeceği idi.
Koyulan kurallara
kimsenin uymayacağı ve duyguların işe hakim olacağı öngörülüyordu.
Şirketlerinin büyük çoğunluğu aile şirketi olan bir ülkede bu sözleri
duyunca önce ürperiyor, sonrada korku duyuyorsunuz.
Öyle ya, ne olursa
olsun “Yaşama şansınız yok" diyorlar size…
Oysa bugün aynı yönetim
danışmanları aynı konuda başka bir bakış getiriyorlar önümüze artık.
Ve
bu yeni bakışta; "Aile şirketleri kurumsallaştığı takdirde daha iyi bir
modeldir ve yaşam süreci daha uzun olur" diyorlar şimdi.
Buda şunu
gösteriyor. İnsanlar ve dolayısıyla yönettikleri kurumlar olaylara
profesyonel bakmayı ve kurallar içerisinde olmayı seçtikleri takdirde,
yönetimleri kaliteli hale geliyor.
Eğer yönetiminiz kaliteli ise,
ürettiğiniz her şey daha kaliteli olmaya başlıyor ve sonunda siz
kurumsallaşmanın nimetlerini görmeye başlıyorsunuz.
İşte çağımızın
olmazsa olmazı olan kurumsallaşmanın insan ve kurumlar üzerindeki
etkisi. Eğer kurumsal bir bakışınız oluşmuş ise, ardından hemen “Toplam
kalite”yi seçiyor, “Verimliliği” esas alıyor, “Yenilikçi” bir akıma
kapılıveriyorsunuz bir anda.
Ve farklı bir yolculuk başlıyor yönetim
anlayışınızda. Çünkü kurumsallaşmanın getirdiği yegane şey; farklı
düşünebilmek ve fark atmak oluyor.